Uzun bir aradan sonra tekrar merhaba 🙂 İyiki geldin , şimdi seninle biraz sohbet edelim ne dersin?
Ülkemizde ve dünyamızda etkisini gösteren Covid-19 virüsü hepimizin de bildiği üzere can almaya ve yayılmaya devam ederken tüm dünya insanlara evde kalma çağrısında bulundu. Evde kalma yani bir diğer deyişle karantina aslında insanların öncelikle kendilerini ve sonrasında ise diğer insanları riske atmamaları adına bazı ülkelerce sokağa çıkma yasağı olarak kimisinde de gönüllü karantina adıyla uygulanmaya çalışılıyor.
Peki insanlar gerçekten bu karantina sürecinin önemini anlayabildi mi? Yoksa sadece evde hapsedilmiş olma duygusundan son derece rahatsız hale gelerek bu durumdan şikayetçi olmaya devam mi ediyorlar?
İnsanoğlunun doğuşundan itibaren ev kavramı çok form değiştirdi aslında. İlk çağlarda ev yani ağaç kovukları ve mağaralar insanların fiziksel koşullardan korunmak için ve aile bütünlüğünü sağlamak adına tek bir çatı altında toplanma içgüdüsüyle başlayarak bugünlere kadar geldi. Hayatta kalabilmek adına Maslov’un da hiyerarşisinde belirttiği ilk basamakta “barınma” önemini arttırarak form değiştirmeye devam etti. Başlarda aslında sadece üstü kapalı, mevsime göre hava sıcaklığı optimal tutulan, çok bölmeye ihtiyaç duymadan minimalist bir yapıdan milyon dolarların konuşulduğu içinde inanılmaz teknolojiler ve lüks barındıran malikaneler haline geldi. Peki nasıl bu hale geldi?
Hepimizin aylarca aradığı, en güzeli, en büyüğü olmalı, çok kullanışlı ve lüks olmalı dediği evlerimiz niye bize hapishane gibi gelmeye başladı?
Şimdi evinizdeki ilk gününüzü hatırlayın, büyük bir hevesle kiraladığınız veya satın aldığınız o günü, işte hayallerimin evi dediğiniz o anı, sonrasında ise en güzel eşyalarla doldurmaya çalıştığınız o süreci, aman onda var bende niye yok diye hasetle aldığınız her aksesuarı ıvırı zıvırı, özenle temizliğini yapıp o son parçayı da yerleştirdiğiniz canınız evinizi , sahi ne oldu ben burada ömrümün sonuna kadar yaşarım dediğiniz o ana?
Aslında şöyle oldu. Tabiki de evinizin tadını sonuna kadar çıkardınız, eşinizi dostunuzu ağırlayıp çok güzel anılar biriktirdiniz. Her geçen gün gezdiğiniz alışveriş sitelerinde, market raflarında “aa ama bu bizde yok bunu da alıyorum ben..” diyerek evinizi doldurmaya devam ettiniz ve tabi yaşam gereği dışarı çıkıp işinize, okulunuza, meşgalelerinize devam ettiniz. Sosyal medyayla tanıştınız ve herkesin hayatının ne kadar mükemmel sizinkinin ise ne kadar sıkıcı ve sade olduğunu fark ettiniz. Sonra ver elini Influencer’ların gezdiği mekanlar, ünlülerin gittiği gece kulüpleri, sağlıklı yaşam workshopları, görülmeyen bir sürü yeni yerlerin keşfi, sabah ormanda koşular, akşam arkadaşlarla buluşup story atmalıyız telaşı ve ara sıra kıyafet ve aksesuarla doldurduğunuz evinize uğrayıp bir sonraki aktivitenize hazırlanma süreci…
Evet artık eviniz sizin için belli bir saat uyumak ve insani ihtiyaçları gidermeniz için bir istasyon ve sırf bunun için tonca paranızı betonlara harcadınız, harcadık. Şimdi ise dışarıda elini kolunu sağlayarak gezen bir virüs nedeniyle güzel evlerimizde inzivaya çekilmek zorunda kaldık.
Şimdi oturduğunuz yerden odanıza, evinize bir göz atın. Binbir hayallerle oluşturduğunuz ve sizin eseriniz, yuvanız olan bu mekana hakettiği değeri ona gerçekten verebildiniz mi yoksa bunların hepsi bir anlık hevesle mi kuruldu anlayın. Bu karantina sürecini bir hapishanede kalmak olarak değil, sizin yansımanız olan evinizde , kurduğunuz hayallerinizle ,sevdiklerinizle keyifli vakit geçirerek , kendinize daha çok odaklanarak ve her canlıyı önemseyerek kalmaya devam edin.
Elbet bir gün dışarı çıkıp bu günlerde geçti diyerek hayatımıza kaldığımız yerden devam edeceğiz, fakat o güne kadar en önemli olana yani size ve hayatınıza hakettiği değeri vererek geçirin.
Tutku DİNÇER

Tebrikler Tutku Hanım, yazılarınızın devamını görmek dileklerimle, sağlıcakla kalın..
Teşekkürler Meltem Hanım, sizlerle buluşmak benim için de çok keyifli bir yolculuk:)