Milano’daki Santa Maria delle Grazie Kilise ve Manastırının yemek salonunun duvarında yer alan 15. yüzyılda Leonardo Da Vinci tarafından resmedilen “Son Akşam Yemeği” tablosunu mutlaka görmüş ya da hikayesini duymuşsunuzdur. Bu tablo İncil’de de yer alan bir kesit üzerine çizilmeye başlanarak 3 senede tamamlanmıştır. Tablo ile ilgili birçok iddia ve inceleme de bulunmakta.
“Son Akşam Yemeği”nin hikayesi ise İsa’nın ve 12 havarisinin yemek yeme sırasında İsa’nın havarilerine söylediği sözden sonraki anın resmedilmesine dayanmaktadır. İsa havarilerine “Size derim ki, içinizden biri beni ele verecek.” dedikten sonra havarilerin içinde bulundukları duygu hali ve şaşkınlık bu resimde detaylıca işlenmeye çalışılmıştır. Fakat bizim bugün ki konumuz tablonun detayları ve sırları değil, Simyacı’nın yazarı Paulo Coelho’nun kaleme aldığı “Son Akşam Yemeği” tablosunun çizim öyküsüdür.
Paulo Coelho’nun aktarımına göre tablonun çizimi sırasında en çok zorlanılan kısmın İsa ve ona ihanet eden Yahuda’nın yüzünü ve bedenini tasvir ederken ihtiyaç duyulan modellerin bulunmasıymış. Çünkü burada iyinin ve kötünün yüzü tabloda çok net ifade edilmeli ve çarpıcı olmalıdır. İddiaya göre resmini yarım bırakan Leonardo bu iki yüz için model aramaya başlar. Bir gün kilise korosunu dinleyen Leonardo’nun korodaki bir adamın İsa için çok uygun bir yüze sahip olduğunu düşünür ve kendisinden resimde yer alması için atölyesine davette bulunur. Tüm resim tamamlanmaya yüz tutarken hala Yahuda’nın yüzü boştur çünkü uygun yüz seçilememektedir. Leonardo’nun bağlı olduğu kilisenin kardinali resmin tamamlanması konusunda baskılara da çoktan başlamıştır. Günlerce yapılan model araştırması sonrası Leonardo; vaktinden önce yaşlanmış genç bir adam bulur. Paçavralar içindeki bu adam sarhoşluktan kendinden geçmiş bir durumda kaldırım kenarına yığılmıştır. Leonardo yardımcılarına adamı güçlükle de olsa kiliseye taşımalarını söyler. Çünkü artık zamanı yoktur ve atölyede taslak çizecek veya prova edecek durumda değildir.
Kiliseye varınca yardımcılar adamı ayağa dikerler. Zavallı, başına gelenleri anlamamıştır. Leonardo adamın yüzünde görülen inançsızlığı, günahı, bencilliği resme geçirmeye başlar. Resim tamamlandıktan sonra sarhoşluğun etkisinden kurtulmuş olan bu adam resme bakar ve şaşkınlık içinde; ‘Ben bu resimi daha önce gördüm.” diye yanıt verir. Gizlilikle saklanan tablonun böyle bir adam tarafından daha önce görülmüş olma ihtimali Leonardo’yu şaşırtır ve ne zaman gördüğünü sorar. Üç yıl önce diyen adam sözlerine de şöyle devam eder;
‘Elimde avucumda olanı kaybetmeden önce… O sıralarda bir koroda şarkı söylüyordum. Pek
çok hayalim vardı. Bir ressam beni İsa’nın yüzü için modellik yapmak üzere davet etmişti…’
Bazı araştırmacılara göre bu hikaye asılsızdır çünkü 3 sene gibi bir süreçte bir insanın zamanından önce yaşlanması imkansızdır ama efsane veya gerçek iyiliğin simgesi İsa’nın; kötülüğün ve ihanetin simgesi Yahuda’nın yüzü aynı kişiye aittir. Aslında iyilikte kötülükte insanın içinde yer alan ama seçimlerine göre hayatını biçimlendiren olgulardır.
İnsan içinde yer alan iyilik ve kötülüğün anlatıldığı bir diğer öykü ise Kızılderelilere ait. Hikayeye göre yaşlı kızıldereli reisi kulübesinin önünde torunuyla birlikte oturmaktadır. Kulübenin önünde yaşlı reisin yanından ayırmadığı iki kurt köpeği birbiriyle boğuşmaktadır. Köpeklerden biri beyaz ve biri siyahtır. On iki yaşındaki çocuk kendini bildi bileli o köpekler dedesinin kulübesi önünde boğuşup dururlar. Kulübeyi korumak için bir köpeğin yeterli olacağını düşünen çocuk dedesinin ikinci köpeğe neden ihtiyacı olduğunu ve renklerinin neden ille de siyah ve beyaz olduğunu anlamak için kafasından geçenleri sormaya başlar. Dedesi gülerek; “Onlar benim için iki simgedir evlat.” yanıtını verir. Çocuk giderek daha da merakla “Neyin simgeleridir?” diye sözlerine devam eder. “İyilik ile kötülüğün simgesi. Aynen şu gördüğün köpekler gibi, iyilik ve kötülük içimizde sürekli mücadele eder durur. Onları seyrettikçe ben hep bunu düşünürüm. Onun için yanımda tutarım onları.” Çocuk bu seferde bir galip arama heyecanı ile dedesine “Peki sence hangisi kazanır bu mücadeleyi?” diye sorar. Yaşlı reis derin bir gülümsemeyle torununa bakarak “Hangisi mi evlat? Ben, hangisini daha iyi beslersem o!” yanıdını verir.
Peki siz hangi yönünüzü daha çok besliyorsunuz? Siz gerçekte kimsiniz veya kimdiniz? İyilik ve kötülük terazinin kollarında karşılıklı yer alır ve siz ne zaman bir kefeye daha çok yük eklerseniz o hep baskın gelir. İçinizde beslediğiniz her duygu, tutum ve davranış, hayatınızı yönetiş şekliniz, değerleriniz sizi iyi veya kötü olarak tanımlada kulanılan kıstaslar olabilir. Hayatınız boyunca mutlak iyi veya kötü olamayabilirsiniz fakat bu sizin seçiminizdir. İyi veya kötünün bile soyut ve ölçülemeyen kavramlar olduğu düşünüldüğünde bunu görecelendirmek de size kalmıştır. Kendinize kim olduğunuzu sormaktan ve yaptıklarınızın sorumluluğunu almaktan hiç vazgeçmeyin. Kim olmak istediğinize karar verip o yönünüzü besleyin. Unutmayın ki hayatta ne ekerseniz onu biçersiniz.
Tutku DİNÇER
