Günlük hayatınızdaki en basit ve en karmaşık yol ayırımlarında karar vererek seçimler yaparsınız ve bu seçimler sizin hayatınızı şekillendirir. Sabah suyu hangi bardakta içeceğinizin kararı da yapmak istediğiniz mesleği belirlerken verdiğiniz karar da aynı adımlardan geçilerek verilen fakat önem büyüklüğü farklı olan seçimlerinizdir. Hatta inananlara göre seçim yaptığınızda vazgeçtiğiniz hayat paralel evrende yaşanmaya devam eder, yani sonsuz sayıda yaşamda seçmediğiniz her parça için farklı bir hayat yaşayan yine sizlersinizdir.
Peki karar verme nasıl gerçekleşir adımları nelerdir? En basit haliyle 5 adımdan oluşan bir karar yapısı bulunmaktadır. İlk adım “Tetikleyeci” olarak geçen kararı oluşturmada etkilendiğiniz içsel ve dışsal olayların yaşandığı, anımsandığı evredir. Akabinden “Harekete Geçme” evresi gelir, bu evrede verebilceğiniz tüm kararları araştırır, çözüm üretir ve şekillendirirsiniz. Tüm olasılıklar hesaplandıktan sonra en can alıcı evre çalışmaya başlar o da “Sınama”dır. Daha önce konu ile ilgili verilen kararlar ile kıyaslama yapılır. Hatta bu sadece kendi kararınızda olmak zorunda değildir, bilgilerinizden konu ile ilgili her bilgi çağırılarak büyük bir kıyaslama döngüsü başlatılır. “Karar noktası” aşaması ise uygunluk verilebilecek herhangi bir kararınız var mı değerlendirilmesinin yapıldığı evredir. Eğer burada uygun olduğunu düşündüğünüz bir kararınız yok ise süreç tekrar başa döner. Fakat içinden seçtiğiniz bir çözüm var ise son aşama olan “Sonuç” yani kararınız verilmiş olur.
Acıktığınızda ne yemek istediğinize karar vermek belki 5 dakikanızı alabilirken, yaşayacağınız eve karar vermek aylarınızı alabilir. Aynı adımlardan geçse de sizin için önemine bağlı olarak karar alma süreciniz farklılık gösterebilir.
Birde pişmanlıklar, yapılan hatalar vardır. Zamanından önce verilmiş kararlar, fazla seçenek oluşturulmadan düşünülmeden ilk akla gelenin seçildiği kararlar, baskı altında verilen kararlar. Neticede hepsi de süreci hızlandırılmış ve acele verilmiş kararlardır. Sizinde acele verilen kararlarınız var mı, sonucunda büyük hasarlar aldığınız veya pişman olduğunuz?
Adı yaşlı bilge anlamına gelen, Tao düşüncesinin kurucusu, Çinli düşünür Lao Tzu’nun acele karar verme ile ilgili bir öyküsü var. Öyküye göre:
Köyün birinde bir yaşlı adam yaşarmış bu adam çok fakirmiş ama kralın bile kıskandığı dillere destan bir beyaz atı varmış. Kral bu at için ihtiyara neredeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış. “Bu at, bir at değil benim için; bir dost, insan dostunu satar mı?” dermiş hep.
Bir sabah kalkmışlar ki, at yok. Köylü ihtiyarın başına toplanmış: “Seni ihtiyar bunak, bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var, ne de atın.” demişler. İhtiyar: “Karar vermek için acele etmeyin.” demiş. ”Sadece at kayıp deyin, çünkü gerçek bu. Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi yoksa bir şans mı bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez.”
Köylüler ihtiyar bunağa kahkahalarla gülmüşler. Aradan 15 gün geçmeden at, bir gece ansızın dönmüş. Meğer at çalınmamış, dağlara gitmiş. Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş. Bunu gören köylüler toplanıp ihtiyardan özür dilemişler. Babalık demişler, sen haklı çıktın. Atının kaybolması bir talihsizlik değil, adeta bir devlet kuşu oldu senin için, şimdi bir at sürün var!
“Karar vermek için gene acele ediyorsunuz.” demiş ihtiyar. “Sadece atın geri döndüğünü söyleyin. Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç.” Köylüler bu defa ihtiyarla dalga geçmemişler ama içlerinden “Bu herif sahiden gerzek.” diye geçirmişler.
Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini temin eden oğul, şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış. Köylüler yine gelmişler ihtiyara “Bu atlar yüzünden tek oğlun, bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok. Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın” demişler. İhtiyar “Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz.” diye cevap vermiş. ”O kadar acele etmeyin, oğlum bacağını kırdı, gerçek bu, ötesi sizin verdiğiniz karar. Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez.”
Birkaç hafta sonra, düşmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldırmış. Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almış. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına imkan yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini, ya da esir düşeceğini herkes biliyormuş.
Köylüler, gene ihtiyara gelmişler ve“Gene haklı olduğun kanıtlandı.” demişler. “Oğlunun bacağı kırık ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer!”. “Siz erken karar vermeye devam edin.” demiş, ihtiyar. “Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var, benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde. Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlık olduğunu sadece Allah biliyor.”
Lao Tzu bu hikayenin ardından bir de ekleme yapar ve der ki: “Acele karar vermeyin. Hayatın küçük bir dilimine bakıp, tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar; aklın durması halidir. Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur. Buna rağmen akıl, insanı daima karara zorlar. Çünkü gelişme halinde olmak tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar. Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken, başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz.”
Sizce Çinli düşünür haklı mı? Gerçekten kestirip attığımız ve bitmiştir dediğimiz anlarda verilen kararlar sağlıklı mıdır?
Burada bakış açınızın rolü de asla yadsınamaz. Eğer at gözlüklerinizi takarak karar verir ve ısrarcı olursanız, hayat hayal ettiğiniz durumları karşınıza hiç çıkaramayabilir. Karar vermiş olmak için kendinizi zorlamayın, bazen sadece doğru zaman henüz gelmemiştir. Verdiğiniz kararın ömür boyu geçerli olacağını düşünmeyin çünkü kararlarınızın son kullanma tarihleri vardır ve yerine hep yenileri gelir. Baskı altında hissettiğiniz anlarda arkanıza yaslanın ve olayları, kendinizi dışarıdan izleyin belki de cevap çok açıktır ama siz göremeyecek kadar içinde sıkışmış olabilirsiniz. Kararlarınızın “Tetikleme” aşamasında dışsal etkenlerden kolayca etkilenmesine izin vermeyin, evet kulak verin ama düşünmeden uygulamayın. Nefes aldığınız her an sizin ve alacağınız her nefes sizin kararlarınızla anlamlı olmaya devam edecek. Sadece derin ve içten nefesinizi alıp, hayatınıza devam edin. Hayat kısa ama her anın tadı içinde gizli. Hızlı varmak için koşarken kaçırdığınız çiçeklere üzülmeyin, bırakın 2 dakika gecikin ama durup o çiçekleri koklayın.
Tutku DİNÇER
