Bu yazı şimdiye kadar okuduğunuz yazılarımdan biraz farklı olacak. Tarihe not düşmek için uzun zamandır kendimi hazır hissetmeye çalıştım. Bu yazı maalesef ki kayıp ettiğim ve veda etmenin pek de mümkün olmadığı bir dostuma ithaf aslında. 30 yaşıma girdim ve hayat ilk sürprizini çok geçmeden yaptı. 13 yıllık dostum bir gün ansınız dünyadaki somut varlığından ayrılıp o eşsiz ruhunu alıp buralardan gitti ya da en azından artık biz göremiyoruz.
13 yıl ne kadar uzun gibi görünsede bir çırpıda geçmiş hissettirdi. Daha yolun çok başında onsuz kalmak ve onun yaşanmamış yılları sanırım son nefesime kadar içimi burkan rahatsız bir his olarak benimle yaşayacak. Nedir bir dosta vedayı hafif kılan henüz cevabını bulamadım. Onun bir yerlerde ve mutlu olduğunu hissetmeye çalışmaktan başka elimde hiçbir şey de yok sanırım.
Bir 19 mayıs sabahında son kahvaltımızı yaptık, sahilde yürüdük, bankta güneşlenip sohbetler ettik, o bayram coşkusu yoktu belki içimizde ama geleceğe dair umutlarımız vardı biz yine hayaller kurmaya devam ettik. Sonra bir tatlıcıda kapadık günü yine uzun uzun konuştuk sanki içten içe son olacağını bilir gibi. O gün kahvaltı tabağımda sen seversin diye söylettiğim somonlar hep aklımda kalacak, hiç balık yemememe rağmen senin o keyfi aldığını görmek beni çok mutlu ederdi. Sohbetlerimizde bahsettiğin her şeyi aklıma kazımak ister gibi her gün defalarca düşünüyorum aslında. Yüzünü, gülüşünü, sesini unutmamak için her sahneyi tekrar yaşıyorum zihnimde, son fotoğrafımızı çektiğim anı ve son sarılışımızı.
O gün benim geçmiş senin de gelecek doğum günün için hediyeleştik. Senin doğum gününü göremeden gideceğini bilmeden tabi. Bana Evrim Kuran’ın “Cetvel” kitabını almıştın, hatta kendime de aldım dedin onu okudun mu çok merak ediyorum. Ben elime almaya bile çok zorlandım uzun zaman ama bugün biraz başladım. Bir gün evine girme cesaretini kendimde bulduğumda ilk o kitabı arayacak gözlerim. Ben de sana bir parfüm aldım adı Tanrıça olan bir de bilirdim denizi ne çok sevdiğini benim gibi o yüzden “Deniz benim tek aşkım!” yazan bir yelpaze de koydum yanına. Tatlıcıda üzerimize düşen yaprakları anı olsun diye çantana atıp gittin. Eve gidince yaz dedim mutlaka, bak burası 30 köşem yapraklara da dikkat et diyip fotoğraf atmıştın, aldığım hediyeler ve yapraklar evinin köşesinde senin 30 olmanı hala bekliyor arkadaşım.
32 gündür yoksun ve bu yokluğun o kadar ağır ki, her yer sessiz kaldı. Senin gülüşün ve o tatlı enerjin gidince her yer soluklaştı. Bana bakma, ben senin bana attığın son mesajda olduğu gibi dayanmaya çalışıyorum. Giderken bile bana motivasyon mesajı attın şapşal çok seviyorum seni. Senin o hassas yüreğin birçok şeyi kabul edemedi bu dünyada, ama beraber savaştık biz hep. Şimdi her neredeysen bana destek olmaya devam edeceğini biliyorum. Ben sana verdiğim sözleri tutacağım arkadaşım hiç merak etme, zaten tutmazsam karşılaştığımızda azar yemek de istemiyorum.
Şimdi senin yeni evin ailenin yanında bir köşe. Aslında ne kadar İstanbul’u sevsen de hep aklının köşeninde vardı topraklarına dönmek. Sanırım en çok da orada veda ettiğin için içim rahat olmalı. Ama ben ve İstanbul’un her köşesindeki anılarımız sensiz yarım kaldı. Henüz yeni evine gelme cesaretinde bulunamadım ama sanırım son 1 ay, sonra elbette seni ziyarete geleceğim kardeşim. Adın o taşlara bu kadar erken yazılmayı hiç haketmedi, fakat biliyorum ki gidenlerden de kopamadığın ve çok özlediklerine şimdi kavuştun, bize gülerek onlarla birlikte bakıyorsun.
Son buluşmamızda içindeki küçük kızı serbest bırakman lazım demiştim ve şimdi o küçük kız o deli dolu ruhuyla oralarda koşup oynuyor. Bana küçüklük fotoğrafını göstermiştin o gün yakın zamanda vefat eden amcanla ve şimdi o hallerinizle birliktesiniz.
Ben her zaman sana çok teşekkür ettim ve varlığın bana her zaman bir ilaçtı. Gözlerimden beni anlayabilen canım arkadaşım, seni dostum olarak seçmek dünyadaki en büyük başarılarımdan biri. Seni iyi ki tanıdım, iyi ki onca anı biriktirdim, seninle ağladım, seninle çok ama çok güldüm, bazen didiştim bazen sadece ellerini tutup o güzel gözlerine baktım. Ben daha sana hiç doyamadım, doyamazdım da zaten bu zamana kadar sarıldıklarım da yetmedi, hayalimde her gün sana sıkı sıkı sarılmaya devam edeceğim. Elbet bir gün buluştuğumuzda bunların acısını hep çıkaracağız. Bir bayram sabahı bizi bırakıp gittin ama ben seni hangi gün bulsam o gün bana asıl bayram olacak. O zamana kadar kendine çok çok iyi bak, oraları da birbirine katma diyeceğim ama sen zaten ne yaparsan yap ben hep arkandayım.
Ne kadar 29 yaşında göçsende bu dünyadan 2 gün farkla 30 dedim diye de kızmazsın herhalde, ben sensiz pastanı üfleyip doğum gününü kutladım ama eminim orada da güzel bir parti yapmışlardır sana. Seni çok seviyorum biricik kardeşim, sen hep gül olur mu ve aralarda rüyalarıma da uğra, seni şimdiden çok özledim.
Şimdilik hoşçakal canımın içi Selenimmm.
Tutku Dinçer
