Dünyanın tarihi hiç süphesiz çok büyük savaşlarla, düşmanlıklarla ve katliamlarla dolu. Daha fazla hüküm sürebilmek, söz sahibi olabilmek, “benim” diyebilmek ve hayır bu benim hakkım demek için onca dökülen kan ve yitip giden hayatlar var.
Düşmanlık sadece toprak paylaşamamak mı, namus meselesi mi, yapılan kötülüklere karşı kayıtsız kalamamak mı, ya da nedensiz yere kafayı takmak mıdır?
TDK’nın tanımıyla düşman, “Birinin kötülüğünü isteyen, ondan nefret eden, ona zarar vermeye çalışan kimse, yağı, hasım, antagonist, dost karşıtı.” demekmiş. Kimseye söylenmemesi gereken, negatif ve ağır bir sözcük. Etrafınıza baktığınızda kötülüğünüzü isteyen, hatta sizden nefret eden ve en fenası size zarar vermeye çalışanlar var mı?
Düşman tanımında atlanan bir nokta var. Düşmanlık beslemek ya da kötü niyet barındırmak için illaki 2 kişiye gerek yoktur, kişi kendinin düşmanı olabilir hemde en azılı düşmanı.
Etrafınıza bakın dediğimde düşman olarak hiç kendinizi düşündünüz mü? Öyleyse bunu ele alın derim. Yeni bir şeye başlamaya karar verdiğinizde engel olan neydi; sen yapamazsın diyenler, o zaten yapıldı diyenler, boşu boşuna çaba sarf etme diyenler, aman canım sen yapsan ne değişecek diyenler ya da siz. Sizin gelişmenizi engelleyen, bilakis sizin kötülüğünüzü isteyen, karşıt çıkan siz değil miydiniz?
Şimdi aynayı kendinize tutma vakti. Birilerini suçlamak çok basit ama içinizdeki düşman ile uğraşmak o kadar da kolay değil. Vincent van GOGH’un çok güzel bir sözü var,
Eğer içinizden ‘sen resim çizemezsin’ diyen bir ses duyarsanız, her şeye rağmen çizin. O ses susacaktır.
Düşmanınızı tanıyıp ona yenik düşmemek için savaşmaya devam edin. O elbet bir gün mağlup olacaktır siz ise kendi kahramanınız.
Tutku DİNÇER
