Çevrenizde hiç yengeç var mı?

Başlığı okuduğunuzda ne yengeci, sahilde miyiz dediğinizi duyar gibiyim. Aslında ben size 10 bacaklı, 2 kıskacı olan kabuklu canlılardan bahsetmiyorum, bugün ki konumuz bu canlılardan bir hayli farklı. Fakat birazdan okuyacağınız hikaye yengeçlerin hareketlerinden yola çıkarılarak oluşturulmuş.

“Kumsalda yürüyen bir adam, avlanan balıkçıya yaklaştığında kova içerisindeki yakalanmış yengeçleri görür. Kovanın üstü açıktır, kapağı yoktur. Bu durum onu şaşırtır, çünkü yengeçlerin kaçabileceğini düşünür. Balıkçıya sorduğunda “Evet, tek bir yengeç olsaydı, kesinlikle kaçardı. Ancak, pek çok yengeç varsa, biri kaçmaya çalıştığında diğerleri onu yakalar, kaçamayacağından emin olur, geri kalanlar da aynı kaderi yaşarlar.” yanıtını alır. Tek yengeç kapaksız kovadan rahatlıkla çıkabilirken sayı arttıkça kaçış imkansızlaşır. Çünkü birbirilerini yukarı itmek yerine, aşağı çekerek engellerler. Sonunda kimse kazanamaz.”

Bu hikayeden yola çıkarak aktivist yazar Ninotchka Rosca tarafından bir tanım ortaya atılmıştır. Hatta bu tanım Filipinliler arasında da popüler olan bir kavram olarak yerini almış.

“Ben sahip değilsem, sen de olamazsın.”

“Ben başaramıyorsam, sen de başaramazsın.”

Bu kavramların dışında birde bu olaya “Yengeç Sepeti Sendromu” adı verilmiştir. Belki de etrafınızda bu sendromu hayat felsefesi yapmış insanlar olabilir. Peki siz bu insanları nasıl fark edebilirsiniz?

Bir gün fazla kilolarınızdan şikayetçi olup, artık sağlıklı besleneceğim dediğinizde, yanınıza sürekli abur cubur ve yağlı yiyeceklerle gelip, “Alsana bak çok güzel değil mi?” diyen o kişiyi anımsadınız mı? Büyük bir proje için gece gündüz ter dökerken sürekli “Burası olmamış, neden böyle yaptın ki?” diyerek sürekli sizi demotive eden o arkadaş geldi mi gözünüzün önüne? Peki yıllardır emek sarf ettiğiniz işinizde yükselmek için o son çalışmayı yaparken sırf siz başarılı olmayın diye hile yapan iş arkadaşınız hala hayatınızda mı? Sırf başkaları sizi daha çok takdir etmesin diye her başarınızın üstünü örtüp “Evet ya iyisin sende ama enerjini bu kadar boşa sarfetme, ne olucaksın sanki.” diyerek sizi vazgeçirmeye çalışan insanlar sahi nerede?

İşte size sorduğum yengeçler bunlar. Belki bahsettiğim yengeç siz bile olabilirsiniz. Ya da en kötüsü o yengeçlerin yanında kendinizi kaybetmeye mahkum biri olarak görebilirsiniz ama unutmayın o ortamdan kurtulmak, kimseye köstek olmamak ve olana da izin vermemek sizin elinizde.

Koşullar her zaman güzel ve kolay olmayabilir. Sizi her zaman motive eden faktörler veya kişiler hayatınızda yer almayabilir aksine sizin iyi olmanızı, başarılı olmanızı ve mutlu olmanıza dayanamayan ve kıskanan insanlar olabilir. Bu durumda kalıp savaşmakta bir seçenektir ya da oturup bir mucizenin olmasını beklemekte. Sizce hangisi size fayda sağlar ve hangisi sizi yaşamaktan uzak kılar? Eğer yengeçler birbirilerini aşağıya çekmek yerine harekete geçenin çıkmasını sağlayacak kadar bekleyip hareketsiz kalsalar hepsi de o kovadan kurtulamaz mıydı?

Belki bazen sıranız henüz gelmemiştir ve çıkana engel olmak sandığınız gibi sizi sıradaki yapmaz. Çünkü bu sefer hedef siz olursunuz. Yardımlaşmanın önemi her zaman yardıma koşmak değildir, bazen sessiz kalmak ve izin vermektir, onun yapabileceğine inanmaktır.

Şimdi siz söyleyin, siz hangi yengeç olmayı tercih edersiniz ya da hayatınızda sizi aşağıya çeken yengeçlere ne kadar daha tahammül etmek istersiniz? Unutmayın hayat sizi bekleyemeyecek kadar hızlı ve meşguldür, sizin onunla koşmanızı bekler ve pes ettiğinizde sizi geride bırakmaktan asla çekinmez.

Tutku DİNÇER

“Çevrenizde hiç yengeç var mı?” üzerine 2 yorum

  1. Peki yengeçler sadece insanlardan ibaret midir?
    Koşarak yakalamaya çalıştığımız hayatın bir yanı yengeç olabilir mi?
    Belki de hayat yengeçin kendisidir. Bir kıskacında hayallerimizi tutarken diğer kıskacıyla bizi geriye çekiyordur.

dincertutku için bir cevap yazınCevabı iptal et