Tarihte yolculuğa çıkıp II. Dünya Savaşı zamanına gidelim mi ne dersin? Korkma cephelerde savaşmaya değil bir odada kafa kafaya vermiş insanların yanına ışınlanacağız birlikte. Bu insanlar ne haritası üzerine eğilmiş, ne için bu kadar konsantre olmuşlar yakından bakalım. II. Dünya Savaşında İngiliz komutanlar düşmanlarının karşısında güçlü konuma sahip olabilmek için uçaklarını zırhlar ile kaplamayı düşünmeye başlamışlardı. En çokta Alman pilotlardan korkan İngiliz pilotların daha fazla havada ve güçlü kalmalarının tek yolu daha sağlam uçaklar gibi görünüyordu. Fakat tüm uçağı zırhla kaplamak demek uçağın havalanamaması demekti, bu nedenle sadece hayati bölgelerde bu işlem uygulanmalıydı. Peki uçağın hangi bölgesinde bunu uygulamak akıllıcaydı?
Masanın etrafında bulunlar önemli birçok kişinin ağzından farklı fikirler çıksa da, istatistiksel bir inceleme yapabilmek adına hasar alıp geri dönebilen uçaklar üzerindeki mermi deliklerinin haritası çıkarıldı. Sonuçlara göre uçaklardaki hasar yoğunluğu kanatlar, gövde ve kuyruk kısmındaydı. İngiliz komutanların ortak görüşü bu bölgelerin derhal zırlanması ve uçakların daha sağlam hale getirilmesiydi. Macar matematikçi Abraham Wald ise kimsenin göremediği çözümü konseye sundu.
Wald’a göre ellerindeki veriler sadece dönen uçaklara aitti ve bu uçaklar aldıkları hasara rağmen geri dönebilmişti. Uçakların ateş altında istatistiksel olarak haritada daha az delik olan yerlerden de yara aldığını ve ancak o yaralar ölümcül olduğu için buralardan vurulan uçakların geri dönemediğini ekleyerek itiraz eder. Bu nedenle asıl zırh kaplanması gereken yer dönenlerin, hayatta kalanların yaralarının olduğu yerler değil, hayatta kalamayanların yaralarının olduğu yerlerdir. Wald’ın bulduğu bir tür mantık hatası şimdilerde bilinen adıyla “Survivorship Bias” (diğer bir adıyla “Survivor Bias”) yani hayatta kalma önyargısıdır. Bu durumu kısaca popüler olana ve göz önünde olana kanaat getirip gerisini düşünmemek olarakta tanımlayabiliriz. Peki hayatta kalma önyargısı ile hareket ettiğiniz veya verdiğiniz fikirleriniz var mı? Görmeyi reddettiğiniz gerçekler var mı? Sizce doğru yöne bakmak kolay mıdır?
Amerikalı iş adamı Howard Schultz bizim de yakından tanıdığımız Starbucks markasının sahibi. 2020 Forbes dergisi verilerine göre net serveti 4,9 milyar USD olan Schultz, Starbucks’ın sahibidir fakat kurucusu değildir. Edebiyat mezunu olan Jerry İngilizce öğretmeniydi, Gordon yazardı ve Zev Siegl ise tarih öğretiyordu, bu üç arkadaş kahve tutkunlarıydı ve kendi kahvelerini üretebilme fikri ile Starbucks’ı Nisan 1971’de Seattle’da kurdular. Bu dönemde Hammerplast adlı kahve makinesi şirketinde genel müdürlük yapan Howard, Starbucks’ın kurucuları ile tanışması ise küçük bir kahveci dükkanına göre çokça satın aldıkları kahve öğütücüsü ve makineleri sayesinde olur. Bu firmayı merak ederek Starbucks’a gider ve kahvelerine hayran kalır. Bu hayranlıkla, bende bu işin bir parçası olmalıyım diyerek ve gönlünü kahve üretimine kaptırmaya başlar. İtalya’ya yaptığı iş gezisi sonrası üç arkadaşa kahve çekirdeği ile yetinmeyip kahveyi müşterilerede sunmayı ve farklı şubeler açmaları konusunda teklifle gider. Fakat üç arkadaş o dönemde sadece kahve çekirdeği satıp , kendileri için kahve demler durumdayken farklı şubeler açmak söz konusu bile değildir. Howard’ın bitmez ısrarları sonucunda kahve yapmayı kabul etselerde, işleri büyütmeyi asla kabul etmediler.
Howard ise bu kez onlardan koparak savunduğu fikri kendi markasını kurarak yapmak istedi.“Il Giornale” adlı kendi kahveci dükkanını açtıktan sonra 2 yıl içinde başarıyı yakalayan Howard artık hedefi olan Starbucks’ı almak için üç arkadaşın kapısını çalmak istiyordu. Önündeki engel ise kalan parayı tamamlayabilmekti. 242 yatırımcının kapısını çalan Howard, 217’sinden randevu bile alamadı. Fakat pes etmeyen ve Starbucks’ı alan Howard Schultz bugün ki markanın oluşumunu sıfırdan inşa etti.
Aslında Wald ve Schultz görünmeyeni gördü, doğru olanın her zaman popüler olan veya apaçık görünen şeyler olmadığını bize gösterdi. Önyargıları yıktılar ve çığır aştılar.
Şimdi düşünün sizin hayatta kalma önyargılarınız var mı, doğru yöne bakamadığınız durumlar veya görmeyi reddettikleriniz.. Sırf herkes için başarı algısı çok parayla, lüks evlerle ölçüldüğü için mi çalışıyorsunuz yoksa amacınız sizi heyecanlandıran işleri yapıp tutkuyla yaşamak mı? Risk almaktan hoşlanmayan biriyken, kısa yoldan para kazanıldığını duyduğunuz ticaretlerde paranızı harcamak ve o stresle hayatınızı zehir etmek midir sizi mutlu eden? 22 dile çevrilmiş ve çok satanlardan düşmeyen bir kitabı ilgilendiğiniz bir konu olmasa dahi herkes okudu diye mi alıyorsunuz? Milyoner insanların inanılmaz başarılarına özenip yaşadıkları onca başarısızlık hikayelerini görmezden gelerek, hep şans işi mi bu diyorsunuz? O zaman gözünüzün önündeki perdeleri kaldırmak için geç kalmış sayılmazsınız. Pes etmek, sadece iyiye veya kolaya odaklanmak sizi kurtarıcı, zafer sahibi yapmaz. Unutmayın taşın altına koyduğunuz eliniz, kararttığınız gözünüz, kendinize olan inancınız ve olmayanı oldurtmanız sizi siz yapacaktır.
Tutku DİNÇER

Tutku Hanım her zaman ki gibi harikasınız kaleminize sağlık..